Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bunlar henüz başlangıçtır, daha oyunun başındayız… Büyük Şeytan’ın planı işler haldedir… Hedef zaten başından beri İran’dı… Şöyle bir bakalım.
1- Ortadoğu’da, öncelikle Mezhebi argümanlara sık sık vurgu yapılacak, Şii Sünni çatışması için altyapı oluşturulacak, halkların mezhebi duyguları depreştirilecektir.
2- Ortadoğu’da “Sünni bir ülke”, “ezilen Müslümanların hamisi” olarak ön plana çıkartılacaktır.
3- Bu öncü ve ümit beslenilen Sünni Ülke, özellikle Filistin Davası’nın “sahibi” olarak kendini gösteren söylemlerle gündemde olacaktır.
4- “Eski Osmanlı özlemi” çekenlere, bu imkânın doğduğu hissi verilecektir.
5- İran ve Hizbullah’ın bitirilebilmesi için, onların halkların gönlündeki yerleri alabora edilecektir. Bunun için de, en önemli müttefikleri Suriye’de karışıklıklar çıkarılacak ve “Sünni halkı ezen Şii Diktatör ve Ona destek veren Şii ülke ve direniş örgütü” teması ile bu sağlanacaktır.
6- Böylece hem İran ve Hizbullah, gönüllerden silinmeye çalışılırken, “Şiilik” de yeniden “istenen” kategoriye sokulmuş olacaktır.
7- Özellikle Türkiye ve Türkiye’de direnişe destek veren İslamcılar, İran-Hizbullah ve Şiilik” hakkında “olumsuz” yargılara sahip olduğunda yeni planlar ortaya konulacaktır…
İşte şimdi o planların ortaya konulmak üzere olduğu görülmeye başlanmıştır. Önce “Füze Kalkanı” ile İsrail, olası bir İran saldırısına karşı korunmaya alınacaktır. Bunu da yine İran ile karşı karşıya gelmesine, en azından ilişkilerinin “oldukça soğuk” olmasına çalışılan Türkiye eliyle yapmak lazımdı… Ama bu öyle bir zamanlama ile yapılmalıydı ki, halkın “Acaba yeni bir ABD oyunu mu var” diye sorma fırsatı olmamalıydı. Çünkü Türk halkı hala ABD’den nefret etmektedir. Bunun için de, önce BM’nin “Uluslararası Hukuk’un asla var olmadığı”nın ilanı anlamına gelen Palmer Raporu’nun basına sızdırılması, Türkiye’nin İsrail’e karşı halkının da desteğini alan sert tepkisi ve artan PKK saldırıları ile yoğun bir gündem kargaşası yaşaması gerekmekteydi. Bu sağlandı ve Füze kalkanı Projesi, bu kargaşada hayata geçiriliverdi. Şimdi artık İsrail güvendedir! Ve bu ne yazık ki, şu an İsrail ile büyük bir kriz yaşayan Türkiye Hükümeti’nin eliyle sağlanmıştır.
İş bununla da kalmayacaktır. Şimdiki perde İran’da “iç karışıklık çıkarma” zamanıdır. Bunun için de, yıllardır Büyük Şeytan’ın eliyle beslenip büyütülen “Güney Azerbaycan Hareketi” hazırda bekletilmektedir. İran’da “Urumiye Gölü” bahane edilerek gösteriler yap(tır)ılmaya ve bu küçük çaplı gösteriler, malum medya eliyle oldukça büyütülerek servis edilmeye başlanmıştır.
Haberi okuduğunuzda gösteri için bahane edilen “Urumiye Gölü İran devleti tarafından kurutuluyor, böylece Urumiye’den Azeri Türkleri göç ettirilmek isteniyor” iddiası ise içinde barındırdığı çelişkiler ile “gülünç” dursa da, gelecekte kotarılmak istenen oyunu deşifre etmesi açısından önemli… Bunun işaretleri haftalar önceden gelmeye başlamıştı zaten. Hollandalı siyasetçi Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu eski eşbaşkanı Joost Lagendijk, 21 Ağustos 2011 tarihli Zaman Gazetesi ‘ndeki köşesinde yazdığı “Ankara Tahran’a karşı Durmalı” başlıklı yazısında, önce Suriye olayları nedeniyle Türkiye’nin Suudi Arabistan ile birlikte ABD ve AB’nin yanında durması gerektiğini, Suriye’nin düşmesi ile İran’ın çok zor duruma düşeceğini ve bunun için de Türkiye’nin safını şimdiden belirlemesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor:
“Ne yazık ki Ankara'nın Esed üzerindeki baskısı etkili olmadı, bu yüzden şimdi bir sonraki safhaya geçiyoruz. Soru Türkiye'nin Esed'e gitme çağrıları noktasında ABD ile Avrupa'nın yanında yer alıp almayacağı.
Bence Türkiye, tercihen Suudi Arabistan ile birlikte, bunu yapmalı ve muhtemelen de yapacak. Bu son bağlantı Suriye krizinin bölgesel dengeler üzerinde derin bir etkide bulunduğu gerçeğinin göstergelerinden sadece biri. Suudi Kralı Abdullah, Suriye rejimine karşı çıkmaya karar verdi, zira kralın hesabına göre Esed'den kurtulmak, Şam'a yakınlığını Lübnan'da (Hizbullah) ve işgal altındaki Filistin topraklarında (Hamas) rol oynamak için kullanan İran'ı ciddi ölçüde zayıflatacak, ki haksız da sayılmaz. Riyad, Körfez'in kontrolü açısından Tahran'ı, yıllardır en büyük hasmı ve başlıca rakibi olarak görüyor. Suudilerin İran'ın bölgedeki nüfuzunu zayıflatmaktan menfaati olduğu açık.
…
Bana göre Türkiye'nin Esed'in Suriye devlet başkanı sıfatıyla artık hiçbir geleceğinin olmadığına kanaat getiren, böylece İran'ı bile bile karşısına alanların gittikçe kalabalıklaşan safında yer alması için üç geçerli sebep var.
Birincisini, Suat Kınıklıoğlu bu hafta köşesinde yazdı: "Eğer Türkiye önde gelen bir aktör ve Ortadoğu halkları için ilham kaynağı olacaksa, Suriye krizinden doğru safta yer alarak çıkmalı." Artık bunun İran'ın değil, ABD ve Avrupa'nın safında yer almak anlamına geldiği açıkça ortada. İkinci sebep Türkiye'nin Irak'taki PKK'ya yönelik yeni saldırıları. İran'ın istediği takdirde Türkiye'nin başını ağrıtma potansiyeline sahip olduğu bir gerçek;
……
Son sebep ise şu: Tahminimce Türkiye ve dünyanın geri kalanı, öngörülebilir gelecekte İran'da yeni bir protesto dalgasıyla karşı karşıya kalacak. 2009'da Türkiye, hileli cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında ve sonrasında daha fazla demokrasi taleplerini şiddetle bastıran İran rejiminden yana tavır almıştı. Türkiye'nin Arap Baharı'na verdiği destek sonrasında Ankara, Fars Baharı gelip çattığında sessiz kalamayacağını idrak etmeli. Bu noktada da doğru safta olmak daha hayırlı.
Bütün bu sebeplerden dolayı bence Türkiye'nin önünde Suriye'deki isyanı bölgesel ittifaklarını yeniden ayarlamak ve Ankara ile Tahran arasına belli bir mesafe koymak için kullanmak gibi az bulunur bir fırsat var.”
Yaptığımız bu uzunca alıntının özellikle son kısmında yer alan “Tahminimce Türkiye ve dünyanın geri kalanı, öngörülebilir gelecekte İran'da yeni bir protesto dalgasıyla karşı karşıya kalacak.” İfadesi oldukça dikkat çekici değil mi?
Ve 06.09.2011 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Yalçın Bayer’ın köşe yazısının başlığı: “İran Türkleri Ayaklandı” . Başlığı görünce sanırsınız ki İran’da “Arap baharı” tipi halk hareketi var! Ama yazının içeriği gerçekten çelişkili ve abartılı bilgilerle dolu… Yazıya göre Urumiye Gölü, İran tarafından bilinçli bir şekilde kurutuluyor. Bunu sebebi de Urumiye ahalisini göç ettirmek… Sanki göç edenler başka bir ülkeye gidecekler, Urumiye halkı göç edince artık o bölgede “Azeri” kalmayacak, orada oluşacak sorunlarla İran değil de başka bir ülke uğraşacak…
Ama Lagendijk’in “öngörüsü” ile bu haber birlikte okunduğunda ortaya “ilginç” bir birliktelik çıkmıyor mu?
Evet, asıl hedef belirmeye başlamıştır. Bu hedef İran ve bölgedeki İslami Direniş’tir. Ve İran’da da” yeni” oyun iç karışıklıklar kartı ile sürdürülmek isteniyor. Katıksız bir ABD ürünü olan “Güney Azerbaycan Hareketi” bu oyunun yeni aktörlerinden olacak görülen o ki… Temennimiz, bu oyunu bozmada, oyunun önemli bir parçası olarak görülen Türkiye Hükümeti’nin, AKP iktidarının basiretli ve ferasetli davranması… Azeri kökenli siyasetçi ve aydınlarımızın da bu basirete, bu ferasete katkı sunmaları gerek… İran’ı da içine alan bu bölgesel ateş, sadece ve sadece Büyük şeytan ve avanesine yarayacaktır. Türkiye’de PKK ile ayrılıkçı terörü azdıran Büyük şeytan, İran’da bunu PJAK’ın yanı sıra Azeri Türkleri ile de kuvvetlendirmek istemektedir. Yoksa bir yandan mezhepçi, bir yandan Irkçı söylemlerle alevlendirilen bu ateş, herkesi etkileyecektir…
MUHSİN KÜÇÜKER